NetteTercume.com

Online Translation Agency

Çevirmen Kimliğiyle Cemal Süreya

leave a comment »


Bir süredir çeviriden, nasıl ve kim tarafından yapılması ve yapılmaması gerektiğinden söz ediyoruz. Bugün bunu bir kenara bırakıp, benim gözümdeki en iyi çevirmenlerden biri olan Cemal Süreya’nın çevirmen kimliğine bakalım diyorum.

Cemal Süreya’nın biyografik bilgilerine değinip yazıyı donuk ve sıkıcı bir hale getirmeyeceğim. Ama çevirmen ve şair kimliğinin yanı sıra, maliye müfettişi, yayımcı, eleştirmen, sanat yönetmeni, darphane müdürü gibi kimlikleri de olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Öncelikle Cemal Süreya’nın çevirmeni nasıl gördüğüne bir göz atalım: Ona göre çevirmen, bir kitabı kendisinden daha çok başkası için okuyan, ömrünü ülkeleri birbirine açıklayarak geçiren, kavramların, ifadelerin taşımacılığını üstlenmiş bir kişidir.

Birçok şiir ve roman çevirisi vardır. Fransızcadan yapar çevirileri. (Yine uzun bir çeviri listesi vererek bilgilendirici metin formuna girmek istemiyorum.) Roman çevirilerinin başlıcaları Küçük Prens, Vadideki Zambak ve Meyhane’dir. Şiir çevirilerinde ise çok sevdiği Apollinaire’in şiirlerine ağırlık vermiştir.

Ona göre şiir çevirmek, orjinal şiirin aynısını başka bir dilde yazmak değildir, yeni bir şiir yaratmaktır. Kaynağı orijinal şiirdir ama başka türlü şekillenmelidir. Şiirin başka türlü şekillenmesi için de, orijinal şiirdeki ifadelere bağlı kalmak saçmadır. Dil-kullanımsal eşdeğerlilikten yeni söz ettik, biliyoruz artık mantığı. Apollinaire’in Bir Aşk Kırgının Şarkısı adıyla çevirdiği şiirinde Samanyolu kelimesi vardır. Samanyolu Fransızlara beyaz rengi çağrıştırır ve bu kavram şiirde de beyaz ırmaklar, beyaz tenli kızlarla anılır. Oysaki Samanyolu’nun bizde çağrıştırdığı renk sarıdır. Cemal Süreya bunun farkında olarak, çeviri şiirinde Samanyolu’nu sırma saçlı kızlarla, güz değmiş ırmaklarla anar. Şiirde bağlı kaldığı tek nokta ölçü ve uyaktır ki ben de bu yönünü şiirin biçimsel estetikliğini korumak açısından beğeniyorum.

Cemal Süreya doğu ve batı edebiyatına çok hâkimdi. İyi derecede Fransızca biliyordu ve bir süre Paris’te yaşayarak batı edebiyatının da içinde yer almıştı. Pek bilinmez, Muallakati Seba’yı (Yedi Askı) çevirmiştir. İslam öncesi Arap şiirine de hâkim olduğunun göstergesidir bu. İslam’dan önceki Türkçe metinler üzerinde çalışır, İran yazınının, Arap tarihinin aşamalarını incelermiş. Zaten kendisi de çevirmenin en büyük özelliğinin araştırmacılık olduğunu düşünürmüş. Ona göre çevirmen, çevireceği kitabın geçtiği zamana, o dönemki sosyal, ekonomik koşullara, hatta o zaman kullanılan kelimelere bile hâkim olmalıdır. Cemal Süreya tüm bunlara, özellikle Türkçeye o kadar hâkim ki, Meyhane çevirisinde, her sayfada bilmediğim en az bir kelimeyle karşılaştığımı düşünürsek, kendisi kelime hazineme 600 kelime kazandırmıştır. Çok, çok büyük bir rakam bu… Öğrendiklerimden ilk aklıma gelenleri de söyleyeyim: kadril, hadde, alnaç, kirloş…

Bir çevirmen olarak sahip olunacak tüm özelliklere sahipmiş Cemal Süreya. Fransızca bilenler arasında hem orijinal hem de çeviri metni okuyup onun çevirilerini daha sürükleyici bulanlar var. Çevirmenlik işini böylesine iyi yapıyormuş ama yaşadığı sürede hak ettiği başarıyı görememiş hiç. Türkiye’deki çevirmenin durumu sorulmuş ona. ‘Gözden çıkarılmış üçüncü kişi’ olmuş cevabı.

Başak Yılmaz

Editör

NetteTercume.com

Written by NetteTercume

Temmuz 6, 2011 10:53 am

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: