NetteTercume.com

Online Translation Agency

Benim Gözümden Franz Kafka

leave a comment »


İtiraf etmeliyim ki, Kafka, geç tanıdığım yazarlardan. Ortaokul ve lise yıllarımı Agatha Cristie, Ahmet Ümit ve Sherlock Holmes kitapları okuyarak geçirmiştim. Üniversitede ise Almanca öğrenmemle beraber, Alman edebiyatı da hayatıma girdi. Yazar ve kitap isimlerini elbette biliyordum fakat okuma önceliklerim farklıydı. Edebiyat derslerinin birinde çeviri çalışması olsun diye verilen ‘Die Verwandlung’ (bazı yayınevleri Değişim diye yayımladılarsa da ben Dönüşüm’ü tercih ediyorum) ile Franz Kafka’yı daha yakından tanımaya başladım.

Franz Kafka, Prag’da doğan, anadili Almanca olan bir yahudiydi. Ailesinin isteğiyle, Alman okullarında okudu. Fakat yahudi olduğu için Almanlar tarafından sevilmiyordu. Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından dışlanıyordu. Aile hayatında da sürekli olarak babası tarafından aşağılanan Kafka, çocukluğunda başladı kendini bir hiç gibi hissetmeye. Verem olduğu için askere alınmaması ve üç kız kardeşinin toplama kamplarında öldürmesi de kendisini topluma karşı yabancı hissetmesine neden oldu. Babasına olan bu nefret ve korku karışımı duygularını ‘Brief an den Vater’ (Babaya Mektup)adıyla yayımlanan kitabında görmemiz mümkün. Kafka, bu kitapta, tüm başarısızlıklarının babası yüzünden olduğunu söylüyordu.

Babasının otoritesine katlanamayıp evlenmek istediği zamanlar oldu. Hatta bunun için adımlar atıp, aynı kişiyle birkaç kez nişanlandı bile. Fakat sonradan evliliğin yazmasına engel olacağını düşünerek bu durumdan vazgeçti. Sonra, Milena Jesenska girdi hayatına. Yalnızca birkaç kere görüştükleri, sadece mektuplarla devam ettirdikleri büyük bir aşk yaşadı Milena ve Kafka. Çünkü Milena evliydi ve kendisinden 12 yaş küçüktü. İmkânsız bir aşktı yani, bu yüzden de çok acı çekmiştir Kafka ama edebi yönü için de iyi olmuştur. Çünkü Kafka öldükten sonra, Milena bu mektupları bir arkadaşına vermiş ve bu mektuplar, onun sayesinde ‘Briefe an Milena’ (Milena’ya Mektuplar) adıyla kitap olarak basılmıştır. Bu arada, Milena’ya ne olduğunu merak edenler için: Nazi kampında, Yahudi dostu olduğu düşüncesiyle öldürülmüş.

Kimileri Kafka’yı realizm ve sürrealizm arasında bir dünya kuran bir yazar olarak görür, kimileri yalnızlığın sembolü olarak. Bence Kafka bunların hiçbiri değil. Kafka hakkındaki tartışılamayacak tek gerçek, edebiyatı edebiyat yapanlardan biri olmasıdır. Hayatı boyunca yaşadığı şeyler, onun içinde bir çatışma yaratmıştır, bu çatışmayı da eserlerine yansıtmıştır. Yine kendi hayatındaki yabancılaşma kavramını da kitaplarında görebilmemiz mümkün. Ancak hepsinde küçük küçük de olsa umutlar vardır. Bazıları göremez bunu; Kafka’yı umutsuzluk, itilmişlik ve çaresizlik kavramlarıyla anarlar. Dediğim gibi ben böyle görmüyorum Kafka’yı. Kafka bana göre, yabancılaşma kavramı üzerine kurduğu hikâyeler yazan, olay örgüsüne minik de olsa umutlar ekleyerek okuyucuyu kasvete boğmayan bir yazar.

En iyi bilinen kitaplarından olan Dönüşüm ve Dava’da hissettiği yabancılaşma duygusunu özellikle görebiliriz. Dönüşüm adlı eserinde, Gregor Samsa bir sabah kendini böceğe dönüşmüş olarak bulur. Artık bir böcek olduğu için de kimse onunla konuşmaz; o da kendini toplumdan dışlanmış, bir yabancı olarak hisseder. Dava adlı eserinde de sebepsiz yere tutuklanan Joseph K olur kahramanımız. Yine yalnızlık, yabancılık teması üzerine olan kitap, bu defa bu kavramlara bireysel olarak değil, toplumsal olarak yaklaşır ve devletlerin –kurdukları otoriteyle vatandaşlarını nasıl yabancılaştırdığını anlatır.

Kafka’nın ölümüyse başka bir hikâye. Üniversite yıllarında tanışmış ve sayesinde edebiyat çevresine girmiş olduğu arkadaşı Max Brod’a yayımlanmamış kitaplarını verir ve vasiyet olarak, ölümünden sonra bunları yakmasını ister. Kafka veremden öldükten sonra, Max Brod Kafka’ya ihanet ederek bunları yakmaz. Brod iyi ki sözünü tutmamış, yoksa biz Kafka’yı bilmiyor olurduk.

Bu arada, sözünü edemeden geçemeyeceğim birkaç nokta var. Kafka’nın kitaplarından birkaçını orijinal dilinden okumuş biri olarak, Kafka’nın kullandığı Almancanın yalın, cümlelerinin ise Almancaya göre kısa olduğunu belirtmek istiyorum. Bu da Almancayı yeni öğrenen birine bile, metinleri orijinal olarak okuma imkânı sağlamakta. Çeviri okuyacak olanlar için ise Can Yayınları tarafından yayımlanan özellikle Ahmet Cemal çevirisi olan kitaplar çok başarılı.

Başak Yılmaz

Editör

NetteTercume.com

Written by NetteTercume

Ağustos 15, 2011 1:13 pm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: