NetteTercume.com

Online Translation Agency

Çevirinin Felsefesi

leave a comment »


 “Beni tercüme edemezler…”

Walt Whitman

Her bir kimse, kulağıyla duyduğu her bir kelimeyi, zihninin anlayacağı bir dile çevirir; daha sonra bu çeviriyi dudaklarının tercümanlığıyla konuşmaya döker.” demiş 20. yüzyılın önde gelen ilâhiyatçı filozofu Franz Rosenzweig. İşin felsefesine ulaşmış bir dilbilimci olarak Willis Barnstone da, durumun hassasiyetine “çeviri” sözcüğünün Antik Yunan edebiyatının mirası olan bir kullanım şeklinde rastladığını şöyle açıklamış: “Mora yarımadasını geçip Pire kentine adımınızı attığınız anda, limandaki telaşenin içinde irili ufaklı kamyonlarla çekilen yüklerin ortak tek bir noktasına şahit olursunuz. Hepsinin üzerinde bulunan tabelalarda ‘μεταφορά (metafora)’ yazmaktadır, anlamı da ‘taşıma, nakliye’dir.” Bu sözcüğün yüzlerce yıl önce Latincedeki karşılığı ise ‘translatio’ idi. Sonuçta her iki dilde de “taşıma, nakliye” anlamında kullanılan kavramlar, İngilizcedeki karşılıklarını, bugün Türkçede ‘çeviri’ diye bildiğimiz ‘translation’ olarak buldular. Ayrıca kavramın daha iyi çözümlenebilmesi için de ‘metaphora (benzetme sanatı)’nın kullanımı uygun görüldü. Anlaşılan o ki, Yunancadaki metafora taşıma, nakliye anlamında kullanıldığı gibi, bizim ‘çeviri’ dediğimiz iş de yalnızca bir sözüğü herhangi bir dilden alıp diğer dildeki şekline çevirmek, dönüştürmek olduğu kadar; onun anlamıyla getirdiği ne varsa tuttuğumuz gibi aynen taşımak da demektir. Bu nedenle, dilbilimci filozofların cevaplayabilmek için ömürlerini yedikleri ‘çevirilebilirlik ve çevirilemezlik’ kargaşasını halletmeye yarayacak en faydalı yöntem; sözcükleri çevirip anlamlarını taşırken, çevirinin bir benzetme sanatı olduğu kadar bir nakliye işi de olduğunun bilincinde, onların en ‘benzer’ karşılıklarının peşinde iz sürmektir.

Sözcüklerin ya da sözcük gruplarının diğer dillerde kesin ve tam karşılığının bulunamaması özgünlüğü yansıtır; bu da çevirideki kalitenin, yapılan benzetmelerin mükemmelliği ve yaratıcılığıyla ölçülmesine yol açar. Bu nedenle, özgün bir yazı yeteneği olmadan çeviri de yapılamaz. Zaten Prof. Berrin Aksoy da şiiri şairlerin çevirmesi gerektiğini aynı sebepten ötürü destekler. Aksi takdirde özgün bir yazı becerisi olmadan yapılan çeviriler, okuyucu tarafından zihinlerin anlayacağı ve çeşitli duygular uyandırabileceği kaliteye ulaşamaz, dolayısıyla güzelim beyaz kağıtları kirleten simsiyah mürekkep kalıntılarından ileri gidemez.

Sonuç olarak, işin felsefesinin son noktasını, dünyaca tanınan dilbilimci Jakobson’un “bilimin özünün en derin sorgulayıcısı” diye methettiği C. Sanders Pierce koyar: “Sözcükler ve simgeler görürüz her gün her yerde, biri diğerini doğurur insan aklı anladıkça ve yorumladıkça. Her bir eylem göz ya da kulağın tercümanlığıyla beyne ulaşır ve bunun ardı arkası kesilmez. Yani çevremizde bitmeyen bir sözcük havuzu, bunları kavrayabilme çabası, yorumlama zahmeti ve yeniden anlaşılabilir sözcüklere dökebilme meşgalesi bulunur. Nereye gidersek gidelim, kaçılamaz bir sonsuzluğun içinde bir şeyleri ‘çevirmekle’ uğraşırız.” Bunun anlamı, insan hiç durmayan bir çeviri yapma sanatının içinde dünyayı ‘çevirmektedir’. Bunların tümü çeviri bilimini tahmin edilemez derecede değişken yapmakla birlikte, doğruluğu önceden kanıtlanmış bir bilgi havuzunda yüzmeye mahkûm olmaktan kurtarır.

Emin Tugay Ersoy

Editör

NetteTercume.com

Written by NetteTercume

Eylül 12, 2011 10:12 am

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: