NetteTercume.com

Online Translation Agency

Çevirinin Televizyon Sektöründeki Yeri

leave a comment »


Günümüz teknoloji çağı, iletişim çağı… İletişim denildiğinde ilk akla gelen şey “dil”dir şüphesiz ki. Her gün televizyonlarda izlediğimiz haberler, belgeseller ve filmler gerçekten Türkçe midir? Yoksa çeviri bu sektörün içinde de var mıdır? Tabii ki çeviri televizyon yayıncılığı sektöründe de etkin rol oynamaktadır. Gerek dış ülkelerde gerçekleşen olayların aktarımında gerekse ünlü bir filmde çeviri sektörüne başvurulmaktadır. Günümüz televizyonlarında ne bir dünya haberini yabancı bir dille izlemekteyiz ne de bir belgeseli.

Televizyonda izlediğimiz birçok program aslında yabancı bir yapımın Türkçeleştirilmesi ile meydana gelmektedir; fakat çeviri dilimize o kadar yakın yapılmıştır ki izlerken farkına varmayız. Dizilerdeki çevirilerin fark edilmemesinin temelindeki neden; insanların doğaları gereği bazı ortak yanlarının bulunmasıdır. Kişiler diziyi izlerken, ister Türk olsun ister Alman olsun, ortak duyguları hissettiklerinden dolayı çevrilmiş metni kendi dillerinde yazılmış gibi algılamaktadırlar.  Bu algı yanılgısı, incelediğiniz program türüne göre değişiklikler gösterebilmektedir. Aynı anda altyazı ile yapıtın orijinal diliyle metinler gösterirken; çevrilmiş dilde konuşmaların seslendirilmesi de ayrı bir kategori oluşturacaktır.  Programların birbirinden farklı olmalarının yanında; farklı kanallarda farklı yayın politikalarının izleniyor olması da çevirinin yapısını derinden etkilemektedir. Örneğin bir spor programı çevirisinde yapılan hatalar çok çabuk anlaşılabiliyor iken; duygusal bir film izleyiciyi derinden etkilediğinden bu tür filmlerde hatalı çevirilerin büyük çoğunluğu fark edilmemektedir. Çünkü bireyler bir programda kendisini ne kadar bulursa; kullanılan dile o kadar çok inanırlar.

Yazımın devamında sizlere çeviri olgusunun iletişim için ne kadar büyük önem arz ettiğini ve televizyonlardaki farklı kullanılış şekillerinden bahsedeceğim.

TELEVİZYON DİLİ ÇEVİRİYİ NE KADAR ETKİLER?

Çeviri yapan kişi, yalnızca sözcüklerin anlamlarını bularak yapmaz işini. Çeviri yapıyor iken; aynı zamanda kültürünü ve bilgisini de katar çevirisine. Çeviri olgusunu düşündüğümüzde;  günümüz teknolojisinin gelişimini ve toplumların birbiri ile iletişimlerinin yoğunlaşmış(artmış) olması gerçeğini de göz önünde bulundurmalıyız. Bu gerçekler zamanla televizyonlara farklı farklı işlevler kazandırmıştır.

Televizyonlar, tüketim toplumunun ihtiyaçlarını ve yaşama bakış açılarını yansıtmakla birlikte kişilerin düşüncelerini de biçimlendirmek amacı ile de kullanılmaktadır.  Türkiye’de televizyonun izlenme oranı yüzde doksanların üzerindedir. Öyle ki, Türkiye’de insanlar günlük yaklaşık olarak 4 saat televizyon izlemektedir.  Bu kadar güçlü bir iletişim aracını kullanan yabancı firmalar çeviri sektörüne işte tam burada başvurmaktadırlar. Bu durum reklamı yapılan şirketlere yarar sağlamakla kalmaz; aynı zamanda yayın yapan ülkeye de büyük miktarda yarar sağlamaktadır.

Televizyonlar, toplumlar için vazgeçilemeyen bir kültür kaynağı haline gelmiştir. Bu kültür dünyasını oluşturan programlar, farklı şekillerde ve oranda yeni bir dile çevrilmekteler. Bu çevirilerin kalitesi ele alınacağı zaman; öncelikle çevirinin hangi dilden hangi dile çevrildiği ve anadil üzerinde olumlu mu yoksa olumsuz mu etkileri olduğu incelenmelidir. Örneğin; Amerika’da yapılan yayınların büyük bir çoğunluğu hemen hemen her dile çevrilmektedir.

Siyasi ilişkilerde gerçekleşen değişimler de çeviri alanındaki hâkim dillerin değişmesine de neden olmaktadır. Televizyon için yapılan çevirilerde göz önünde bulundurulması gereken konu, devletin başında bulunan iktidarın televizyon yayıncılığına ne kadar müdahale ettiği ile de yakından ilgilidir. 1994 yılında hızlı bir şekilde artan kanal sayısı, birçok dil sorununu da yanında getirmiştir. Televizyonda kullanılan dilin yara almasına sebep olan en büyük etken yayıncılığın bir kazanç kaynağı olarak görülmesi ve menfaatler çevresinde yayın yapılmasıdır. Televizyonların özelleşmesi ile beraber, önceden belirlenmiş kurallar esnemiş ve bu da kullanılan dilin denetiminde zorluklar meydana getirmiştir.  Bu yenileşme gerçekleşmeden önce çevirmenler ile uzun süreli sözleşmeler ile yapılıyor iken; günümüzdeki sözleşmeler daha kısa süreli olmaktadır.  Bu durumda çevirmenler görevlerini gerçekleştiriyorken bağlı oldukları yayının görüşlerinden etkilenmektedirler.  Bazı yazarlara göre, çevirmenler işverenin isteklerine göre işlerini gerçekleştirdiğinden; televizyon yayıncılığında yapılan çevirinin nesnellik kalitesi de düşmektedir.

ÇEVİRİDE ASİMETRİK İLİŞKİ

Medya sektörünün önde gelen ülkelerinden olan Amerika Birleşik Devletleri çoğu zaman kitle iletişim araçlarının rotasını belirlemektedir.  Kendi değerlerinin İngilizceden Türkçeye çevrilmesi ile oluşan kültür akışı, yayın hâkimiyetini sağlamaktadır.  Ülkemizde ne kadar Avrupa yapımı filmler çevriliyor olsa da; Amerikan yapımlar,  dilimize çevrilen yapıtlar arasından miktar bakımından önde gelmektedirler.  Bu nedenle çeviri sorunlarının çok büyük bir bölümü İngilizceden Türkçeye yapılan çevirilerde meydana gelmektedir.

ÇEVİRİ VE KÜLTÜR İLİŞKİSİ

Çeviri alanı ile dil ve kültür arasında ayrılmaz bir bütünlük bulunmaktadır. Aralarından birini yok sayarsak; diğerlerinin de aynı derecede yaralanmasına neden oluruz.  Çeviri, dillerin gelişimini ve değişimini olumlu etkileyebildiği gibi çevrilen dilde olmayan olguları o dile katması nedeniyle olumsuz yönde de etkileyebilmektedir. Çünkü çeviri, cümlelerin bir dilden bir dile çevrilmesinden ziyade; iki kültürün birbiri ile harmanlanmasını gerektirir.

Televizyonda gördüğümüz birçok çeviri program, aslında orijinal metin ile erek dil(çevrilecek di) arasında bağ kurduğundan dolayı bize yabancı gelmemektedir. Daha çok diyaloglardan oluşan bir program türü olan dizilerde, konuya yabancılık çekmemiz ya da o konuyu tam anlamı ile anlayabiliyor olma durumumuz kaynak dildeki kültür olgularına ne kadar yakın ya da ne kadar yabancı olduğumuz ile yakından alakalıdır. Örneğin Japonya’da gerçekleşen bir olayı anlamamız, Azerbaycan’dakini anlamamızdan daha güç olacaktır. Çünkü bize yakın olan kültürü işleyen programlarda çeviri hatalarını çok zor fark ederiz.

Asimetrik ilişkiye dayanan tek yönlü kültürel geçişlerde iletişimde dengesizliklere rastlanmaktadır. Çünkü tamamıyla yabancı olduğumuz bir kültüre ait bir yapıt ne kadar dilimize çevrilmiş olsa da anlamamız zorlaşacaktır. Eğer ki kendi kültürümüzde olmayıp da kişisel olarak ilgilendiğimiz bir alanda bir yapıtın çevirisini izliyorsak; konuyu o konu ile ilgilenmemiş bir kişiden daha iyi anlayabiliriz.

Bir kültürde oluşturulmuş bir çizgi film, animasyon ya da bir karikatür bir başka kültüre çevrilirken; o yapıtta kullanılan ideoloji de aktarılmış olacaktır ki bu da bir fikir akımının doğuşu demektir. “Bunun önüne nasıl geçilebilir?” sorusunun en genel yanıtı ise üretimdir.  Eğer ki kendi dilimiz ile iyi yapıtlar ortaya koyamıyorsak; yabancı ülkelerin yapıtlarını almak zorunda kalacağız demektir ki bu dile zarar verecektir.

TELEVİZYONLAR İLE YENİ BİR DİLE GEÇİŞ

Televizyonlarda karşılaştığımız çeviriler, dilimize yeni anlatım biçimleri katarken; farklı kültürler ile iletişimimizi de sağlamaktadır. Çevirinin olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğuracağı yargısına; kaynak dil ile erek dil arasındaki iletişimin sağlanıp sağlanmadığına; dolayısıyla kültürlerin birbiri ile bağlanabilmesine bağlıdır.

Televizyonlardaki programların büyük bir çoğunluğunun yabancı dillerden çevrilmiş yapıtlar olması, çeviriye olan ihtiyacın artmasına neden olmaktadır. Bu çevirmenin yararına mıdır? Tartışılabilir. Eğer ki yayını yapan kanal iyi çeviriler elde etmek için iyi çevirmenlerle çalışıyor ise; bu çevirmenler için iyidir. Fakat daha az maliyetle daha çok iş yapmak için nitelik bakımından iyi çevirmenlerle çalışmıyorsa; hem kanal, hem de izleyici zarar görür. İkinci durumu düşündüğümüzde, çeviri sanatı bir ticari araca dönüştürülmüş olacaktır. Ve çevirmenlik mesleği; bir dilden bir dile salt cümleleri çevirerek yapılan bir iş gibi görünecektir.

Televizyon sektöründe iki tür çevirmen karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, çeviri eğitimi almış ya da bu eğitim içerisinde bulunan dersleri herhangi bir şekilde bir yerden edinmiş kişilerdir ki bu kişiler çeviri alanında uzman kabul edilen kişilerdir. İkincisi ise; çeviri ya da dil eğitimi almamış; normalde farklı alanlarda çalışmasına rağmen yabancı bir dile hâkim olduklarından dolayı çevirmenlik adı altında(!) görev alan kişilerdir ki bu kişiler dile gerçekten büyük zararlar vermektedirler. Son yıllarda çokça rastlanan bu durum, günlük olarak izlediğimiz haberlerde de karşımıza çıkmaktadır. Ailecek izlediğimiz bir haber programındaki spikerin dilimizi eksik ya da yanlış kullanması içten içe dilimizi etkileyecektir. Özellikle okul öncesi dönemdeki çocuklarımız bu dil tahribatından olumsuz yönde etkilenen grupların başında gelmektedirler. Çünkü okul öncesi dönemdeki çocuklar, bilgiyi yargılayamadan (!)  doğrudan aldıkları için; duydukları sözcükleri, cümle yapılarını doğru ya da yanlış diye ayırt etmeksizin edinmektedirler.

Televizyonda çevirilerin verilmesinin yanında verilmemesinin de dilimize zararları vardır. Alt yazı ile izlediğimiz bir yayında tüm konuşmaları alt yazıda vermedikleri için, anlatım bozuklukları olacaktır. Hatta bazen oluyor ki; alt yazıya sığdırılamayacak bir metin kısaltılmaya çalışılırken, anlatım bozukluklarını bırakın; tamamen anlamsız bir sözcük topluluğu da oluşabiliyor. Dilimizin ve kültürümüzün zarar görmesi anlaşıldığı gibi biz izleyiciler olarak bizim isteğimiz dâhilinde olmamaktadır ki bu durumu yayın yapan kuruluşlar da bilinçli şekilde yapmıyorlar.

Peki, televizyon alanında yapılan çevirilerin kalitesi nasıl yükseltilebilir?

  • Öncelikle devlet, yayınlarda yabancılaşmayı önleyici bir yaptırım tarzı geliştirerek; yayınların dil konusunda özenli çalışmalarını sağlayabilir.
  • Yayınlanacak her program, yayından önce ir Türkolog/Dil Bilimci tarafından incelenmelidir; eğer uygun görürse yayınlanmalıdır.
  • Televizyonda çeviri yapacak kişiler işe alınmadan önce merkezi bir sistem ile dil sınavına tabi tutulmalıdır.
  • Hemen hemen hepsinden önce; işe ilköğretim okullarından başlanması da kökten bir çözüm yolu olacaktır. Öğrencilere, anadili eğitimi kaliteli verilir ve diline sahip çıkması gerektiği aşılanırsa; dil konusunda büyük sorunlar yaşamayız.
Aysel Aksu
Editör
NetteTercume.com

 

Written by NetteTercume

Aralık 9, 2011 2:44 pm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: